İstanbul Üniversitesi ülkemizin en eski üniversitesidir. Aynı zamanda en fazla öğretim üyesine, doğal olarak en fazla profesör sayısına sahip bir yüksek öğrenim kurumudur. Profesörlerimiz bu kadar çok olunca fakültelerimizde öğrencilere ayrılan uygulama alanları kısıtlı kalmaktadır. Asistanlarımızın her laboratuarda söyleyip durdukları ‘sayınız çok fazla, malzemeler yetersiz, laboratuarımız yetersiz’ cümleleri bizi sağlıklı uygulama yapmaktan alıkoyduğu kaçınılmaz bir gerçek.
İronik olan kısım ise bu kadar eczacılık profesörünün olduğu bir fakültede bir tane bile ilaç sentezlenememiş olması. Okuduğum bir yazıda “Bitlis Eren Üniversitesi öğretim üyelerinden Yrd. Doç. Dr. Kader Şahin tarafından TÜBİTAK'a sunulan "İzatin Türevlerinde İlaç Etkisi Gösteren Farmakofor Grubun Belirlenmesi, Agonist Ve Antagonist Etkilerin Araştırılması Ve Biyoaktivite Hesabı" adlı proje”, TÜBİTAK tarafından onaylandığından bahsetmekteydi.
Bahsedilen öğretim görevlisi Ankara Fen Edebiyat Fakültesi Kimya bölümünden mezun Organik Kimya dalında ihtisas yapmış. Bu cümleleri okurken ‘Farmasötik Kimya’ ‘İÜ Eczacılık Fakültesi’ görememek üzücü, daha da üzücü olan bölüm veya üniversite farketmeksizin orada konu ilaç tasarımıyken ‘ECZACI’ kimliği görememek. Eczacılık adına her ne kadar üzücü bir durum olsa da ülkemizde başka bölümlerde böyle araştırmaların yapılıyor olması ve TÜBİTAK tarafından desteklenmesi oldukça sevindirici.
Proje hakkında bilgi veren ŞAHİN ‘"İdeal ilaç geliştirmedeki amaç daha etkili, daha az toksik, daha az yan etkili olan ilaçlar elde etmektir. Yeni ilaç geliştirilmesi uzun, zahmetli ve oldukça yüksek harcamaları gerektiren bir süreçtir. Son zamanlarda yapılan bir hesaplamaya göre yeni ilaç geliştirilmesi yaklaşık 12-15 yılı ve yaklaşık 1 milyar USD harcamayı gerektirmektedir. Deneysel çalışmalar yapmadan-bilgisayar hesaplamalarından yararlanarak- ilaçların yapıları hakkında önbilgiye sahip olunabilmektedir. Elde edilen bu ön bilgiler kullanılarak, ilaçta olması gereken özellikler belirlenerek, uygun bileşiklerin sentezi gerçekleştirilebilir. Günümüzde bilgisayar-destekli ilaç tasarımı konusunda birçok çalışma yapılmasına rağmen ülkemizde henüz bu konuda herhangi bir yerli yazılım bulunmaması nedeniyle araştırmacılar yabancı kaynaklı yazılımlara yönelmektedirler ve bu paket programları yurtdışından yüksek ücretlerle temin etmek zorunda kalmaktadırlar. TÜBİTAK tarafından desteklenen bu proje ile kapsamlı bir 4D-QSAR program paketinin geliştirilmesi amaçlanmaktadır.’diye ifade etmiş.
Eczacı öğretim üyelerinin ilaç tasarlayamamış olmalarının yanı sıra ülkemizde bilgisayar destekli ilaç tasarımının eksikliğinin hissedildiğinin de altı çizilmiş. Umarız bu süreçte ülkemiz bir bilgisayar programına kavuşur. Bu sayede ülkemiz bilim ve ekonomi adına bir adım daha öne geçmiş olur.
Gelecek nesil akademisyen eczacılara ilham olması dileğiyle…