Hastalık ve Oruç

Dr. Mahmut Tokaç
{{ '2012-07-22 01:41:00' | moment2 }}
Yazarın
Diğer
Yazıları
İçin
Tıklayın

İbadetlerle ilgisi bulunmayan hususlarda gayr-ı müslim doktorların tavsiyelerine göre hareket edilebilirse de, ibadetleri bozmakla ilgili hususlarda doktorun konusunda uzman, müslüman ve hatta sözlerine güvenilir kişilerden olması da şarttır.

Ramazan'a Girerken

Mübarek Ramazan ayı geldi çattı. Ramazan deyince ilk akla gelen oruç oluyor. Orucun biz Müslümanlar için önemi hepimizin malumu.

Oruç Bakara suresinin 183 ila 185. ayetlerinde farz kılınmıştır. Bu ayetlerde hasta veya yolcu olanların tutamadığı günler kadar diğer günlerde kaza edeceklerini, ihtiyarlık veya şifa umudu kalmamış hastalık gibi devamlı mazereti olup da oruç tutmaya güçleri yetmeyenlere bir fakir doyumu kadar fidye vermesi gerektiğini bildirir.

Bu ayetlerden de anlaşılacağı üzere hastalık hali oruç tutmaya manidir.

O halde oruç tutmaya mani hastalık hali nedir?

Dinimize göre oruç tutmak kişinin sağlığını önemli ölçüde etkileyecekse veya kişi ağır hastaysa, o kişi oruçtan muaf tutulur.  Yani oruç tutamayacak kişi her zaman hasta olmayabilir, gebelik veya emzirme gibi bazen de normal durumlarda da oruç tutulmayabilir.

Yine ayetlerden anladığımız üzere oruç tutmaya mani hastalıklar da ikiye ayrılıyor:

  1. Geçici olanlar
  2. Sürekli olanlar

Geçici olanlar hastalık halleri sona erdikten sonra Ramazan’ın dışında tutamadığı günler kadar kaza eder.

Sürekli olanlar, yani iyileşme umudu kalmayanlar ise fidye verir.

Geçici ya da sürekli oruç tutamamaya sebep olabilecek hastalıkların neler olduğuna kim karar verir?

Tabii ki hastanın doktoru karar verir.

Ama her doktor bu konuda böyle bir kararı verebilir mi?

Bizim kültürümüzde Tabib-i Hâzık diye bir deyim vardır. Bir kişinin hastalığının oruç tutmaya mani olup olmayacağına ancak bir Tabib-i Hâzık karar verebilir.

Tabib-i Hâzık kimdir?

Tabib-i Hâzık mesleğinde mahir (uzman) hekim demektir. Ancak konu dini bir ibadetle ilgili bir karar vermek olunca Tabib-i Hâzık tanımından yeterli mesleki ve dini bilgisi olan hekim olarak anlaşılmalıdır. Hatta bu da yetmemektedir, hekimin kendisinin orucun önemini bilen ve hayatında uygulayan bir kimse olması gerekir.

Orucun öneminden bîhaber hatta orucun gereksizliğine inanan ya da müslüman olmayan bir hekimin gerekli gereksiz oruç tutturmama kararı verebileceği unutulmamalıdır.

İbadetlerle ilgisi bulunmayan hususlarda gayr-ı müslim doktorların tavsiyelerine göre hareket edilebilirse de, ibadetleri bozmakla ilgili hususlarda doktorun konusunda uzman, müslüman ve hatta sözlerine güvenilir kişilerden olması da şarttır.

Bunu biraz açalım isterseniz.

Malumunuz Köln Eyalet Mahkemesi, geçtiğimiz günlerde çocukları sünnet etmenin yaralama suçu kapsamına girdiği gerekçesiyle yasa dışı olduğuna karar verdi.

Genel bir kuraldır, Mahkeme kararlarına saygı duyulur.

Peki bu karara nasıl saygı duyacaksınız?

Bu kararı veren hakimler, eğer art niyetli değillerse cahildirler. Yahudiler ve Müslümanlar için dini bir ibadet olan sünnet hakkında karar verirken bu konu hakkında bilgi sahibi iseler kasıtlı karar vermişlerdir. Bilgi sahibi değillerse cahilliklerinden bu kararı vermişlerdir.

Böyle bir karara saygı duymamız beklenemez.

Nitekim sadece Yahudiler ve Müslümanlardan değil Protestan ve Katolik kiliselerinden de karara tepkiler geldi. Ayrıca Almanya’daki yayın kuruluşları da bu kararı saçmalık, zırva gibi tanımlarla değerlendirirdi. Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle ve Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Claudia Roth da karara tepki gösterenlerdendi.

Köln Eyalet Mahkemesinin hakimlerinin kişinin kendi bedeni üzerinde karar verme hakkından yola çıkarak aldıkları kararda anayasanın din ve inanç özgürlüğü, dini ibadetleri yerine getirme özgürlüğü, ebeveynlerin çocuklarına dini eğitim verme özgürlüğü gibi hakları ihlal etmesi bir yana dini bir ibadetle ilgili karar verirken bunun o dinin mensupları için ne derece öneme sahip olduğunun da biliniyor olmasının ne kadar gerekli olduğu ortada.

Yine İngiltere’de motosiklet kullananlar için zorunlu olan kask takmanın saçlarını dini gerekçelerle kesmeyerek sarık kullanmaları dolayısıyla Sihler için zorunluluktan çıkartılmıştır.

Bu örnekler kurallar oluşturulurken dini vecibelerin dikkate alınmasının gerekliliğini göstermektedir.

Bunun gibi bir kişinin hastalığının oruç tutmaya mani olup olmayacağına karar verecek hekimin de mesleğinde uzman, dini konularda bilgili, özellikle orucun önemini bilen ve oruçla ilgili hassasiyet duyan bir hekim olması gereklidir.

Yani Tabib-i Hâzık tanımına uygun bir hekim olması gerekir.

Bir başka olumsuz husus da biz doktorların tıp fakültelerinde materyalist bir bakış açısıyla eğitim almış olmamız dolayısıyla olaylara tek pencereden bakabiliyor olmamız gerçeğidir.

Dünya Sağlık Örgütünün sağlığı, hasta veya sakat olmamak değil bedenen, ruhen ve sosyal yönlerden tam bir iyilik hali olarak tanımlar. Yani insan bedeni, ruhu ve sosyal çevresi ile bir bütündür. Onu sadece bedensel bir hastalığı için sosyal çevresinde çok önem verilen dini bir ibadetten mahrum bıraktığınızda yaşayacağı ruhsal depremi ve sosyal çevresinde geçireceği sıkıntıları göz ardı edemeyiz.

Ayrıca her hastanın tıbbi durumunu bireyselleştirerek irdelemek ve hastanın oruç tutma isteğini de göz ardı etmemek gerekir.

Tabib-i Hâzık tanımına tam anlamıyla uyduğunu düşündüğüm Endokrinoloji ve Metabolizma uzmanı Prof. Dr. Yüksel Altıntaş hocamız Sağlık Kültürü ve Düşüncesi Dergisi SD’de yayınlanan bir makalesinde bir hastanın oruç tutabileceğini veya tutamayacağını söylemenin çok kolay olmadığını belirtmekteydi.

Bu sözü bile hekimlerin bu konuda karar verirken, bütüncül bir bakışla ve hastasının bedensel durumu yanında ruhsal durumu ve sosyal çevresini de dikkate alarak karar vermeleri gerektiğinin delilidir.

Buna rağmen Tabib-i Hâzık tanımına uygun bir hekim tarafından değerlendirilerek oruç tutmamasına karar verilenlerin bir kısmı yine de oruç tutmakta ısrar eder.

Bu tutum daha kötü sonuçlara yol açabileceğinden “kötünün iyisi” prensibinden hareketle hekimin bu davranışı iyi yönde yönlendirmesinde şüphesiz hasta açısından fayda sağlanacaktır.

Tıbbı tedavinin temel prensibi olan “hastalık yoktur hasta vardır” ilkesi oruç tutmakta ısrar eden hastaların tedavisinde de çok geçerli bir usuldür. Hekim tedavinin bireyselleştirildiği bu usulle bilgi ve tecrübesini harmanlayarak kişiye özel ama daha başarılı bir tedavi sunar.

Çünkü bu yapılmaz ise hasta bir şekilde kendine göre ayarlayacağı bir beslenme ve ilaç dozu ayarlaması ile yanlış olarak tedaviyi sürdürecektir.

Sonuç olarak orucu kimin tutabileceğine Tabib-i Hâzık’ın yani konusunda uzman, dini konularda bilgili, özellikle orucun önemini bilen ve oruçla ilgili hassasiyet duyan bir hekimin karar vermesi ve muhtemel riskleri de hastaya anlatması gerekir.

Tabib-i Hâzık’a hangi hastalar oruç tutabilip tutamayacağını öğrenmek için başvurmalıdır?

·         Çok yaşlı ve hasta olan insanlar,

·         Kanser tedavisi gören hastalar,

·         Şeker hastaları,

·         Hamileler ve emzikliler;

·         Ağır kalp ve böbrek hastası olanlar,

·         Aktif mide ülseri olanlar,

·         Karaciğer yetmezliği olanlar,

·         Ağır enfeksiyon geçirenler,

·         Ağır hipertansiyon hastaları.

Sağlıklı ve huzurlu bir Ramazan geçirmeniz dileğiyle…

 

kaynak:  basaksehiredya.com

İVEK © 2016   /   Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
0212 4106040 bilgi@ivek.org.tr

Merkez Mahallesi Esenler Cd. 5/1 Sk.
No: 10/110 Bağcılar/İSTANBUL

Web Tasarım & Yazılım | INVIVA