RÜYAMDA YAŞADIKLARIM VE BABAMLA HASBİHAL
Muhterem babam. O kocaman nasırlı avuçlarına bırakılan yeni doğmuş nazik bedenim, hâlâ annemin sıcaklığını taşıyorken kulağıma ezan okuyup, "-Benim oğlum büyük adam olacak, memlekete hükmedecek." demişsin.
Şimdi toprak altındasın. Eminim ki beni işitiyor ve hissediyorsun… Beni kucağına alalı daha beş dakika geçmemişti ki, gösteri yürüyüşü yapan sokaktakilerin sloganları evin duvarlarını çınlatmış ve sen de ev halkını bir araya toplayıp konuşmuştun…
"-Bizim halkımız, yüzlerce yıldır, İslam inancı gereği, bu toprağın tüm renkleriyle barış ve kardeşlik içinde yaşamıştır. Bugün dışarıda bağrışanlar, işte bu barış ve kardeşlik duvarını aşamayan, arzu ettikleri kaotik ortamı yaratamayan kadim düşmanlarımızın emellerini gerçekleştirmek için alet olanlardır. Siz sakın bu mübarek vatana ve İslam ümmetine ihanet etmeyiniz." demiştin.
Muhterem babam sanki gelecekten haber vermişti. Evet, Elhamdülillah bugün memleketimde hükümet kurma görevi bana verildi. Bu güne kadar yaşadıklarım, tanıdığım siyasi simaların yaşam biçimi ve hayat tarzlarından gördüm ki, neredeyse her birinin bir fiyatı vardı ve her birinin dünyevi emellerine ulaşmak için feda edebilecekleri kutsi (!) değerleri vardı.
Kısa bir süre sonra terk edeceğimiz bu fani dünyada, kul hakkı yemekten, kardeş kanı dökmekten, tebasının zulüm altında inlemesine rıza gösterip, hatta katkıda bulunmaktan geri kalmayanlar vardı.
Yüce Yaradanıma şükür ki Kur'an ve sünnetten aldığın terbiye ile ağzından dökülen bilgelik dolu sözlerin hâlâ kulağımda çınlamaktadır. Cenab-ı Allah'ın lütfuyla karşılaştığım her olayı, yaşadığım her müşkülü o bilge sözlerinin ışığına tuttum; böylece daha net görerek doğruyu yanlıştan ayırabildim.
Ben ecdadımın kanıyla sulanmış topraklara rahmet, şükran ve minnet duygularıyla bakarken, birileri o topraklardaki madenlerin ve doğal kaynakların kendi ekonomilerine neler katabileceğine bakıyordu.
Ben bu topraklarda yaşayanları, İslam'ın hoşgörüsüyle nasıl kuşatacağımı düşünürken, onlar bu toprakların asıl sahiplerini nasıl ateşe atacaklarını hesaplıyordu.
Ben bu toprakları, yüzlerce yıldan beri yapıldığı gibi, dünyadaki cehalete İslam'ın aydınlığını taşıyacak bir köprü olarak kullanmak istedikçe, başkaları kanlı Haçlı zihniyetini nasıl hâkim kılacaklarını hesaplıyordu.
Muhterem babamın nasihatlerinin ışığında, İslami süzgeçten geçirerek doğru kararlar vermeye çalıştım. Yüce Rabbime şükürler olsun, şuurlu, bilinçli ve İslam'la ahlaklanmış arkadaşlarla kenetlenerek bu zor dönemde yanlış siyasi yaklaşımları reddettik. Halkımızın içine sokulmak istenen nifak odaklarını İslam hukukuyla boşa çıkardık.
Oruçla bedenlerimizi arındırdık.
Hac farizasıyla, sınırlar ötesindeki kardeşlerimizle kucaklaşıp hemhâl olduk.
Zekât farizasıyla bütün sosyal uçurumları ortadan kaldırdık.
"Komşusu açken, tok yatan bizden değildir." düsturuyla aç yattık, aç yatırmadık.
"Bütün inananlar kardeştir." düsturuyla aramızdaki farklılıkları sıfırladık.
"İnsanların en hayırlısı, başkalarına en çok faydası olandır." diye memleketimin her rengini aynı sıcaklıkla kucakladık.
Şimdi Elhamdülillah Asr-ı Saadet'te gibiyiz. Hükümet etmiyorum…
Şükür, hizmet ediyorum.
Telefonumun alarmının çalmasıyla uyandım. Uyanılası değil, yaşanılası bir âlemden gelmiş gibiydim. Kendimi, gördüklerimin rüya olmadığına, dünyamızın gerçekten değişmiş olduğuna inandırmaya çalıştım. Gayriihtiyari televizyonu açıp haberleri işitince, günümüz dünyasından şok edici bir "hoş geldin" mesajı almış gibi oldum. Her şey bıraktığım gibiydi. Başkalarının yapmasını beklemektense artık bir şeyler yapmanın, elini taşın altına sokmanın zamanı gelmiş, geçiyordu. Herkesin payına düşeni yapması, inancı ve imanı gereği değil miydi?
İVEK © 2016 / Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
ZeplinGo® | Web Sitesi Tasarımı ile hazırlanmıştır.
İLETİŞİM